Sümeyye Topuz

Felsefe

Platon: Kratylos Diyaloğu Üzerine Bir İnceleme

Kütüphane Eseri

29 Ocak 2022 - 23:19

Sümeyye Topuz

19 dk.

 

Çevremizdeki her nesnenin bir adı vardır. Bu adlar ile o nesnelere çağrılarda bulunuruz. Bu durum dil ve dünya ilişkisi olarak adlandırılmaktadır. Kratylos diyaloğu da dil ve dünya ilişkisini araştıran bir diyalog olarak karşımıza çıkar. Platon’un geçiş dönemi diyalogları arasında yer alan Kratylos diyaloğu dil felsefesi açısından başlangıç niteliğinde olan bir diyalogdur. Bu diyalogda “Dil ve dilin gönderimde bulunduğu nesneler dünyası arasındaki ilişki nasıl ele alınmalıdır?” sorusuna cevap aranmaktadır.

 

Platon’un Kratylos diyaloğunu incelediğimizde diyaloğun dört soru etrafında şekillenmekte olduğunu görürüz. Bunlar: Adları kimler vermektedir? Ad ve adın gönderimde bulunduğu şey arasında nasıl bir ilişki vardır? Şeylere verilen her ad doğru mudur? Bir şeyin kaç tane doğru adı olabilir? Adlandırma işlemi ne için yapılmaktadır? 

 

Bu sorulara verilen farklı cevaplar neticesinde ortaya iki görüş çıkmıştır. Bunlar: uzlaşmacılık ve doğalcılıktır.  Uzlaşmacı ve doğalcı görüşlerini yukarıda belirttiğimiz sorular etrafında metindeki savunucuları tarafından ne olduklarına bakalım.

 

1. Adlar ve Gönderim İlişkisi

 

Bir nesne ile o nesnenin adı arasında nasıl bir ilişki vardır? "Masa" sözcüğü ile fiziksel dünyada olan masa arasında nasıl bir delalet vardır? Dil ile dünya arasındaki ilişki nasıldır? Platon’un Kratylos diyaloğu bu sorulara cevap arama kaygısıyla ortaya konulmaktadır. Bu yüzden diyalog Hermogenes ve Kratylos’un Sokrates’e isimlerin gerçeği yansıtması konusunda ne düşündüğünü sormak ile başlar.[1] Temelde “Ad ve adın gönderimde bulunduğu şey arasında nasıl bir ilişki vardır?” sorusunu sorar. Ad nasıl bir nesneye gönderimde bulunmaktadır? Adın o nesneye gönderimde bulunduğunu nereden biliyoruz?  Kratylos diyalogunda ad ve nesne arasındaki ilişki hususunda karşımıza iki görüş çıkmaktadır. Bunlardan biri Hermogenes’in savunduğu uzlaşmacılık, diğeri Sokrates’in savunduğu doğalcılık anlayışıdır.

 

Hermogenes, adları koyma konusunda Sokrates’ten farklı bir tavır takınarak uzlaşmacı görüşü benimsemektedir. Hermogenes’e göre adlar ve adlandırılan şey arasında hiçbir bağ yoktur. Adlandırma işlemi bir uzlaşım sonucu ortaya konulmuştur. Bu düşüncesini Kratylos diyaloğunda aşağıdaki gibi belirtmiştir.

 

Hermogenes: Sonuçta bir ismin doğruluğu konusunda uzlaşmadan ibaret bir şey olduğuna inanıyorum. Bir şeyin ismi doğru bir isimdir, o şeyin ismini değiştirsek ve ona başka bir isim versek bu da doğru olur. Örneğin, kölelerimizin ismini değiştiriyoruz ve verdiğimiz yeni isimler de doğru oluyor. Hiçbir şeyin doğadan gelen bir ismi yoktur. Birileri o şeye isim veriyorlarsa bu isim o şeyin kullanışına uygun olarak ya da geleneklerine göre yapıyorlar.”[2]

 

Dolayısıyla Hermogenes’e göre insanlar aralarında uzlaşarak adlandırma işlemini gerçekleşir ve ad koyma işlemi nesnenin kullanılışına uygun olarak yapılmaktadır. “Hermogenes’in insana oldukça kabul edilebilir görünen bu kavramı gerçekte oldukça geniş bir kavramdır. O bu kavramı, 'anlaşma', 'gelenek' ve 'alışkanlık' kavramlarıyla birlikte kullanmakla kalmaz; yalnızca bir kent halkının vardığı uylaşımları değil, bir bireyin kendi başına aldığı kararları da kapsayacak bir genişlikte kullanır.” [3]

 

Sokrates: Peki, örneğin bugün 'insan' denilen şeyi 'at', 'at' denilen şeyi 'insan' diye çağırsam o şeyin ismi herkes tarafında insan diye bilinirken benim tarafımdan at diye mi bilinecek? Ya da herkesin at olarak bildiği şey, benim için insan mı olacak? Sence böyle mi?

Hermogenes: Evet, öyle.”[4]

 

Hermogenes, burada da ad ve nesne arasında bir bağ olmadığını ortaya koymuştur. Hermogenes’e göre her insanın koyduğu ad aynı derecede meşrudur. Diyalogda Hermogenes, Yunanlar üzerinden örnek vererek aynı nesnenin farklı isimlerle çağrıldığını dile de getirmektedir. Bunun üzerine Sokrates "Her şeyin özü kişiden kişiye farklılık gösterir mi?"[5] sorusunu sorar ve kendi görüşünün temelini belirtir. “Ad ve adın gönderimde bulunduğu şey arasında nasıl bir ilişki vardır?” sorusuna karşı Hermogenes’in uzlaşmacı anlayışından farklı ikinci bir cevap olarak karşımıza doğalcı görüş ortaya çıkmaktadır. Sokrates, doğalcı görüşün savunucularındandır. Sokrates’e göre her nesnenin bir özü vardır ve nesnenin özüne göre bir adlandırma yapılmasının gerekliliğini belirtir. Adlar ve adın gönderimde bulunduğu şey arasında doğal bir bağ vardır. Sokrates düşüncesini diyalogda şu şekilde belirtmektedir. “Sonuç olarak nesnelere isim verirken kafamıza göre değil doğalarına uygun isim vermemiz gerekir.”[6]

 

Sokrates ve Hermogenes’in varlık anlayışları dile bakış açılarını etkilemektedir. Bu bakımdan Sokrates ve Hermogenes’in varlık anlayışlarını incelemek yerinde olacaktır. Hermogenes, Sokrates ile konuşmaya başladığında eskiden Protagoras’ın düşüncelerini benimsediğini belirtmektedir.[7] “Protagoras’a göre birbirine zıt olan iki görüş aynı ölçüde doğrudur.”[8] “Protagoras’a göre insanın bilgi yetileri, yani duyuları, deneyleri ve aklı; doğruyu, doğru bilgiyi elde etmede kesin olarak yetersiz olduğundan, sadece sanılarımız, kanılarımız (doxa) vardır. Bir sanı ise başka bir sanı ile aynı değere sahiptir.”[9] Protagoras’ın varlık anlayışının benimseyen Hermogenes, bu varlık anlayışının zorunlu bir sonucu olarak dil konusunda da yansıtmıştır. Nasıl ki Protagoras insanları meşru kabul etti ise Hermogenes de otorite olarak insanları meşru kabul eder ve adlandırma işleminin insanlar arası bir uzlaşım sonucu olduğunu söyler. Ad ve nesne arasında bir bağ bulunmadığını savunur.

 

Sokrates’in varlık anlayışı, Hermogenes’in varlık anlayışının tam karşısında yerini almaktadır. Sokrates’in varlık ve bilgi görüşünde "şeylerin kendilerine özgü değişmez özleri olduğu”[10] düşüncesi vardır. Bu bakımdan uzlaşmacı görüşün karşısında yerini almıştır. Sokrates, ad ve adın gönderimde bulunduğu şey arasında bir öz olduğunu öne sürerek nesneleri bilebileceğimizi savunmaktadır.

 

Diyaloğun sonuna doğru Sokrates, Kratylos ile konuşmaktadır. Kratylos da Sokrates gibi doğalcı görüşü benimsemektedir fakat aralarında ciddi farklar vardır. Kratylos’a göre adla ve gönderimde bulundukları şey arasındaki doğal bir bağ vardır. Bu açıdan Sokrates ile aynı düşüncededir. Kratylos, ad ve gönderim yaptığı şeyin bir ve aynı olduğunu düşünür. Ona göre adı bilen ad ve nesne aynı olduğu için nesnenin özünü de bilir. Bu bakımdan Sokrates’in doğalcı anlayışından ayrılmaktadır.

 

Kratylos: Sokrates! Bana kalırsa isimler öğretmeye yararlar, isimleri bilen nesneleri de bilir.

Sokrates: Yani bir ismin doğal bir isim olup olmadığını bilmek demek, nesnenin ve o nesnenin doğasının aynı olmaları nedeni ile aslında nesnenin bilinmesi anlamına gelir. Çünkü nesne ve isim birbirine benzeyen tüm bu nesneler için ortak ve tek bir bilim vardır. İsimleri bilenlerin nesneleri de bildiğini söylerken bunu kastediyordun, değil mi?

Kratylos: Evet, bunu kastetmiştim.”[11]

 

Kratylos’un varlık anlayışına baktığımızda bu görüşü kendi içinde tutarlılık göstermektedir. Herakleitos’un varlık anlayışını benimsemektedir. Herakleitos’a göre “Her şey değişir, her şey sürekli bir akış içerisindedir, her şey akar, bir nehre iki kez giremezsiniz çünkü ikinci seferinde ne o nehir aynı nehirdir ne de siz aynı sizsiniz. Değişenin altında değişmeyen hiçbir şey yoktur. Değişmeyen tek şey değişmedir ve değişmenin kendisine göre cereyan ettiği yasadır. Kısacası varlık yoktur; oluş vardır veya varlık, oluştur.”[12] Kratylos da Herakleitosçu varlık anlayışını benimseyerek nesnelerin her daim aynı kalmadığını, sürekli bir değişim içinde bulunduğunu savunur. Bu bakımdan Herakleitos ile aynı düşüncededir. Burada dikkat edilmesi gereken husus Kratylos, Herakleitos gibi hiçbir şeyin bilinemeyeceği sonucuna varmamaktadır. Kratylos nesneyi kendinden yola çıkarak bilmek imkânsız gözükür. Bu nedenle nesneyi bilebilmek ancak ad ile mümkün olmaktadır görüşünü savunur. Bu bakımdan Herakleitosçu bilgi anlayışından ayrılmaktadır.

 

Sokrates’e göre adlar ve gönderimde bulundukları nesne farklıdır. Sokrates isimler olmadan da nesneleri tanımlayabileceğimizi söylemektedir. Sokrates, Kratylos diyaloğunda düşüncesini aşağıdaki gibi ifade ederek Kratylos’un ad ve nesnenin bir olduğu düşüncesinden ayrılmaktadır.

 

Sokrates:  Bence nesneleri ne şekilde bilmemiz ya da tanımamamız gerektiğini öğrenmek bizlerin gücünü aşacak bir şeydir. Ancak bunu yapmak için nesnelerin isimlerinden değil de kendilerinden başlamak gerekir. Şimdilik sadece bunu söyleyelim.”[13]

 

Sokrates nesnelerin bilme olanağının isimlerden olmayıp, nesnenin kendisinden kaynaklandığını söylemektedir. Sokrates’in varlık ve bilgi görüşünün temel düşüncesi her nesnenin bir özü olduğunu kabul etmektir. Şeylerin değişmez bir özü vardır. Bu değişmeyen özler sayesinde nesne ad olmaksızın bilinebilmektedir. “Kratylos diyaloğunda Platon, nesnelere verdiğimiz adların tıpkı resimler gibi nesnelerin taklidi olduğunu söyler.”[14]

 

"Sokrates: Bir nesneyi göstermek için sesimizi, dilimizi ya da ağzımızı kullandığımıza göre, nesnenin gösterilmesi de bunlardan elde edilen bir nesneye bakılarak yapılamaz mı?

Kratylos: Evet.

Sokrates: O halde isim dediğimiz şey, aslında ses yoluyla benzetilmesidir. İnsanlar ses aracılığıyla nesneye benziyor ve bu sayede onun ismini söylüyor.”[15]

 

Sokrates adların adlandırdıkları şeyin bir taklidi olduğunu söylemektedir. Sokrates’e göre ad ve adın gönderimde bulunduğu nesne aynı olmayıp adın nesnenin bir taklidi olduğunu savunur. 

 

2. Adların Kaynağı

 

Çevremizdeki nesnelere adları kim verdi? Bu adları insanlar aralarında uzlaşarak mı belirledi yoksa ilahi bir güç tarafından bu adlar bize söylendi mi? Adlandırma konusunda ikinci soru olarak karşımıza “Adları kimler vermektedir?”  problemi çıkmaktadır. Bu soruya doğalcı ve uzlaşmacı yaklaşımlar farklı cevaplar vererek kendi yaklaşımlarını ortaya koymuşlardır.

 

Uzlaşmacı yaklaşımı benimseyen Hermogenes “Adları kimler vermektedir?” sorusuna insanlar cevabını verir. Yukarıda belirtildiği gibi Hermogenes’e göre insana, at; ata, insan demek mümkündür. Her insan her nesneye istediği adı verebilmektedir. Sokrates diyalogda mekik- dokumacı ve burgu-demirci örneklerini, adları kimin koyduğunu belirtmek için verir. İyi bir dokumacı mekiği düzgün bir şekilde kullanması gerekir. Düzgün kullanmak dokumaya uygun olarak kuralların dışına çıkmadan kullanmaktır.[16] Buradan bir işi ustasından ancak öğrenebileceği sonucuna varır. Dokumacı, mekiği ustasından; burgucu, işini demirciden öğrenir. Adlandırma konusunda ise her insanın ad koyamayacağını ancak isinin ehli olanının ad koyabileceğinin sonucuna vararak ad koyma işleminin yasa yapıcılar tarafından belirlenebileceğini söyler.

 

Sokrates: Hermogenes, bu durumda diyebiliriz ki herkes değil sadece yasa yapıcılar isim verebilir. Yani isim verenler aynı zamanda yasa yapıcılardır.”[17]

 

Sokrates yasa yapıcının nesnenin doğasına uygun bir şekilde adlandırma işlemini gerçekleştiğini söyler. Sokrates diyalogda tanrıların isimleri, mevsimler, yıldızlar, haz, acı gibi birçok kelimenin nasıl doğalarına uygun bir şekilde verildiğini incelemektedir.

 

Hermogenes: Peki, Demeter, Hera, Athena, Apollon, Hephaistos ve Ares gibi tanrıların isimleri için ne dersin?

Sokrates: Bence bir tanrıya verilen isim ile o tanrının görevi arasında uyum var.

Sokrates: Demeter isminin anlamı, onun bize verilecek yiyecekleri bir anne gibi sunmasından gelmektedir. Hera isminin anlamı, sevimli demektir, zaten Zeus da ona âşık olup evlenmişti. Belki de yasa yapıcıların göksel olaylara ilgisi vardı ve kelimenin başını ve sonunu değiştirerek bu ismi ortaya çıkardı. Yani hava anlamına gelen “aer” isminden Hera’yı türetti. İsmi birkaç defa tekrarlarsam bu düşünceyi sen de kabul edeceksindir…”[18]

 

Dikkat etmemiz gereken husus şudur: Sokrates’e göre iki tür adlandırma vardır. Birincisi tanrıların adlandırmasıdır. Tanrılar da ad verir ve tanrıların adlandırması doğrudur. İkincisi yasa koyuculardır. Adları ilk verenler yasa koyuculardır. Yasa koyucuların koymuş olduğu adlar her zaman doğru olmayabilir. Bu da bizi "Şeylere verilen her ad doğru mudur?" sorusu ile karşılaşmamızı sağlar.

Sokrates "Adları kimler koyar?" sorusuna "yasa yapıcılar" cevabını verdiğini yukarıda incelemiştik. Sokrates ressamlar ve yasa koyucular arasında benzetme yaparak kötü ve iyi ressamların olabileceği gibi yasa koyucular hakkında da şu soruyu sorar:

 

Sokrates: Aynı şekilde yasa yapıcıların da bazıları güzel bazıları kötü yasalar yapmıyorlar mı?

Kratylos: Hayır.

Sokrates: Nasıl? Sana göre kimi yasalar güzel, kimileri daha kötü değil mi?

Kratylos: Hayır, böyle değil.

Sokrates: O halde sana göre bazı şeylere güzel isim, bazı şeylere kötü isim de verilmiş olamaz.

Kratylos: Yok, hayır.

Sokrates: Yani tüm isimler doğrudur diyorsun.

Kratylos: Evet.”[19]

 

Kratylos ise adları doğaüstü bir gücün koyduğunu belirtmektedir. Kratylos’a göre adlar tanrılar tarafından verilir. Dolayısıyla yanlış adlandırma mümkün değildir. Tüm adlandırmalar doğrudur.

 

Kratylos: Sokrates! Sanırım şu doğru bir açıklama olacaktır: İlkel isimleri veren yasa yapıcı, insandan daha üstün bir yasa yapıcıydı, bu nedenle de isimler ortaya çıkabildiler.”[20]

 

3. Adların Doğruluğu

 

İnsanlar iletişimini adlar ile sağlamaktadır. Peki, insanların kullandığı bu adların hepsi doğru mudur? Yanlış ad mümkün değil midir? Birden fazla doğru ad olabilir mi? Eğer birden fazla doğru ad varsa iletişim nasıl gerçekleşebilir? Platon’un Kratylos diyaloğu Sokrates’in ağzından bu sorulara cevap aramaktadır. Hermogenes, Sokrates, Kratylos kendi görüşleri çerçevesinde bu sorulara farklı cevaplar vermişlerdir.

 

“Şeylere verilen her ad doğru mudur?” meselesinde herkesin ad koyabileceğini söyleyen Hermogenes, dolayısıyla herkes tarafından koyulan adların hepsinin de doğru olacağı sonucuna varmaktadır. Bir şeye verilen her ad doğrudur. Yanlış ad olanaksızdır.

 

Sokrates: O halde bir insan bir şeye isim verdiği zaman o şey hemen o ismi mi alır?

Hermogenes: Sokrates! Şöyle oluyor: Herkes o nesne için kendi verdiği ismi kullanır. Bu söylediğim farklı ülkelerde olur. Örneğin Yunanların ya da diğer ülkelerden başka insanların (aynı şeye) farklı isimler verdiklerini biliyoruz.”[21]

 

Adların yasa yapıcılar tarafından verildiğini ve bu işin şeylerin doğasına uygun olarak yapılacağını söyleyen Sokrates ise eğer adların doğasına uygun bir şekilde verilmediği durumda yanlış adların olabileceğini öne sürer. Sokrates’e göre burada da karşımıza şu cevap çıkar: Yanlış adlar mümkündür.

Sokrates’e göre yasa yapıcıların koyduğu adları, insanlar tarafından kullanılır ve denetlenir. Yasa yapıcı eğer isimleri ortaya çıkarmak istiyorsa bunun gerçeği arayan insanlara uygun bir şekilde yapılmalıdır.[22]

 

“Sokrates: Bu durumda sevgili Hermogenes eğer yasa yapıcı bir şekilde nesnelere isim verdiği zaman bu isimlerin geçerliliklerini sürdürmek istiyorsa o nesneye uygun isimler vermeli, sesleri ve heceleri doğru olarak kullanabilmelidir. Tüm yasa yapıcılar heceleri aynı şekilde kullanmayabilir, aynı şekilde tüm demircilerde aynı amaç için aynı demiri işleyemezler. Ancak farklı demirler kullanarak aynı şekli vermeyi başarıyorlarsa o zaman bizim için de yabancılar için de bu iyi bir araçtır değil mi?”[23]

 

Kratylos adların tanrılar tarafından koyulduğunu öne sürdüğü için ona göre koyulan her ad doğru bir addır. Bu bakımdan Hermogenes ile benzer bir görüş içerisindedir. Hermogenes’e göre adları herkes koyabilir ve her koyulan ad doğrudur. Dolayısıyla yanlış ad imkânsızdır. Kratylos da herkesin yerini tanrı alır ve tanrıların koyduğu adlar zorunlu olarak doğrudur. Dolayısıyla Hermogenes ve Kratylos’a göre yanlış adlandırma mümkün değildir. Sokrates’e göre ise yanlış adlandırmalar mümkündür.

 

4. Adlandırmanın Amacı

 

Çevremizdeki her nesnenin birer adı vardır. Bu adlar sayesinde iletişim kurabiliriz. Ad koyarak nesneye sınır çekeriz ve o nesne hakkında konuşmamız mümkün olur. Peki, bunu ne için yaparız?

Diyalogu incelediğimizde "Adlandırma işlemi ne için yapılmaktadır?" sorusu karşımıza çıkar ve bu soruya Hermogenes'in, Sokrates'in, Kratylos'un da aynı cevabı verdiğini görürüz. Adlandırma işlemi insanlara bilgi vermek, şeyleri öğretmek için yapılmaktadır.

 

“Sokrates:  Yani bir ismin verilmesinin amacı öğretmek.

Kratylos: Kesinlikle.”[24]

 

Ad koyma işlemindeki temel amaç birilerine bir şeyi öğretebilmek için yapılmaktadır. İster Kratylos gibi adları tanrı koysun, ister Sokrates gibi adları yasa yapıcılar koysun, ister Hermogenes gibi adları gibi herkes koyabilme gücüne sahip olsun buradaki temel amaç insanlara bilgi vermektir. Bir şey hakkında konuşabilme ve aktarabilme amacı ile insanlar, yasa koyucular, tanrılar ad koymaktadır.

 

Sonuç ve Değerlendirme

 

Sonuç olarak diyalogda temelde iki görüş hâkimdir. Bunlar uzlaşmacılık ve doğalcılıktır. Diyalogda Sokrates, Hermogenes ve Kratylos'un gözünden uzlaşmacılık ve doğalcılık anlayışı ele alınmaktadır. Bu iki görüşün (uzlaşmacılık ve doğalcılık) temel esaslarını ise filozofların temele aldığı varlık ve bilgi anlayışları belirlemektedir.

 

Hermogenes’in benimsediği uzlaşmacı anlayış kendini Protagoras’ın varlık anlayışına dayandırır. Her şeyin ölçüsü insandır, diyen Protagoras bir otorite olarak karşımıza insanları koymaktadır. Hermogenes’in benimsemiş olduğu bu varlık anlayışı sonucu insanlar da uzlaşım sonucu isimleri koymaktadır. Hermogenes tarafından savunulan uzlaşmacılık görüşüne göre ad ve gönderimde bulunduğu nesne arasında bir bağ yoktur. Bu adlandırmalara insanlar tarafında bir uzlaşım sonucu verilmektedir. Dolayısıyla uzlaşım sonucu verilen her ad doğrudur. Yanlış adlandırma olanaksızdır. Ad koyma işlemi ise başkalarına bilgi vermek içindir. Burada dikkat çeken husus şudur: Temel amaç, bir şeyler öğretmek ve öğrenmek ise Hermogenes’in “insana at, ata insan” bile diyebileceğimiz bir dünyada herkesin otorite olduğu bir yerde öğrenimin nasıl gerçekleştirileceği sorusu akla gelmektedir. Herkesin meşru olduğu bir yerde nasıl bir uzlaşım ortaya çıkabilmektedir?

 

Doğalcılık ise diyalogda Sokrates ve Kratylos tarafından savunulan görüştür. Sokrates ve Kratylos’un doğalcılığı arasında farklar bulunmaktadır. Sokrates’e göre adlar ve şeylerin arasında doğal bir ilişkinin olduğunu söylemektedir. Ad ve nesne arasındaki ilişkinin özsel niteliğine dikkat çeker. Sokrates’e göre ad ve gönderimde bulunduğu nesne bir ve aynı şey değildir. Adlar nesnelerin bir taklididir. Kratylos’a göre ad ve nesne arasında doğal bir ilişki vardır ve ad ve nesne birbirinin bir ve aynısıdır. Bu görüşü ile Sokrates’ten ayrılmaktadır.  Kratylos’un ad ve nesnenin bir oluşu anlayışının altında Herakleitosçu varlık anlayışı yatmaktadır. Bu varlık anlayışına göre nesne sürekli değişim içerisinde olduğu için nesneleri ancak adlar sayesinde bilebiliriz. Adlar değişen nesneleri tutmaktadır. Bu şekilde epistemoloji sağlama alınmıştır.

 

Kratylos'un doğalcılığına göre adlar tanrılar tarafından koyulmaktadır. Tanrılar tarafından koyulan adların yanlış olması mümkün değildir. Kratylos’a göre her verilen ad tanrılar tarafından belirlendiği için doğrudur. Bu anlamda Kratylos, uzlaşımcı yaklaşım ile adların doğru olması bakımından aynı düşünceyi taşımaktadır. Hermogenes’e göre de yanlış ad yoktur fakat bu adları insanlar koymaktadır. Hermogenes ve Kratylos temele aldıkları ilkeler konusunda farklılık olsa da aynı sonuca ulaşırlar.

 

Sokrates’e göre adlar yasa koyucular tarafından koyulmaktadır. Yasa koyucular şeylerin doğasına uygun adlar koymalıdır. Bu mümkün olmadığı takdirde yanlış adlandırmalara olabilmektedir. İşini bilen yasa koyucular nesneye özü içerisinde bir ad vererek doğru ad koymak ile görevlidirler. Dolayısıyla Sokrates’e göre yanlış adlar olmakla birlikte temelde bir tek doğru ad vardır. Bu bakımdan Kratylos ile aynı düşüncededir. Kratylos ad verme işini tanrılara yükleyerek yanlış ad probleminden kurtulmuştur. Sokrates ise ad verme işini yasa koyucu ile görevli insanlara yükleyerek yanlış adın mümkün olabileceğini ortaya koymuştur. Kratylos ve Sokrates’in ortak noktası tek bir doğru adın olacağı noktasında kesişmektedir.

 

Uzlaşmacı ve doğalcı görüşün ortak noktası ise adların başkalarına bilgi vermek için koyulduğu meselesidir. Adlandırma konusunda her filozof farklı ilkeler, ilişkiler ortaya koysa da adların bilgi vermek için olduğu konusunda birleşmektedirler.

 

 

[1] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s.25.

[2] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s.26.

[3] Levent Aysever, “Kratylos: Adların Doğruluğu ve Bilgi”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2002, Sayı 2, s.157.

[4] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s.26.

[5] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 28.

[6] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 31.

[7] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 28.

[8] Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, Ankara: Adres Yayınları, 2014, s. 48.

[9] Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, Ankara: Adres Yayınları, 2014, s. 28.

[10] Levent Aysever, “Kratylos: Adların Doğruluğu ve Bilgi”, s.163.

[11] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s.99.

[12] Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, Ankara: Adres Yayınları, 2014, s. 127-128.

[13] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.), s.104.

[14] Hakan Poyraz, “Adlandırmanın Doğası ve Adların Nesnesine Uygunluğu Ekseninde Doğalcılık-Uzlaşmacılık Tartışması”, Sakarya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sakarya, s.228.

[15] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.), s.99.

[16] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 31.

[17] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 33.

[18] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 55.

[19] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 89.

[20]Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 103.

[21] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 28.

[22] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 34.

[23] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 34.

[24] Platon, Kratylos, Furkan Akderin (çev.),  İstanbul: Say Yayınları, 2015, s. 89.

felsefe platon anlam dil kratylos gönderim