Merve Çetin

Anı/Günlük

Gündüz Rüyası

21 Ekim 2020 - 20:00

Merve Çetin

3 dk.

Terasta kalabalık ve anlamsız bir hava esiyordu. Manzaraya paralel oturmuşum; aklım bulanık, ellerim titrek. Arkamda tanıyıp tanımadığımı bilmediğim birçok beden vardı. Birileri iktidara söyleniyor, diğerleri dinliyordu. Sonra alakasız bir konu meşgul ediyordu zihinlerini, dağıtmak için kadehlerine sarılıyorlardı. Gözlerimi, manzaranın etrafıma tezat dinginliğinden çektiğimde bana yaklaştığını gördüm. Uzattım kollarımı. Saçlarına uzanmak istiyordum. Dağınık bir edayla karışmış güzel saçlarına… Elini belimde hissettiğimde istediğim şey sana sarılmak değildi. Beni duymamalı anlamamalıydın. Ben bile anlamıyordum. Ruhumu dizginlemek güçtü, o akılla. Yerime geçtim, dengeme sahip çıkarak. Yavaşça yanımda bulunan boş şişeleri kenara aldın.

Artık üçüncü tekile geçmenin vaktidir.

Şişeleri itinayla kenara alan adam, kadının hemen yanına oturdu. Fazla cüretkar gelen bu tavır, kadına cesaret verse de muhakemesine sadık kalmak zorunda olduğunu düşünüyordu. Yan yana oturan bu iki hayat, farklı birçok yolu denemişlerdi birbirlerinden evvelki hayatlarında. Birbirini hiç tanımayan iki hayat… Hiç karşılaşmamış ama çoğu zaman tanıdık hislerde buluşan… Adam bir şeyler anlatıyordu. Kadında, net hatırladığım, sürekli tebessüm edişiydi. Adamın anlattığı her şeyle alakadar olmak, bir fikre sahip olmak istiyordu. Ne ahmakça(!)

Bakışlar hep korkak. Bakışlar hep kantarması sıkı sıkıya bağlı, dizgini kısa tutulmuş bir at gibi. Tedirgin ancak sıcacık. Sımsıcak bakışların… Sımsıcak bakışları adamın… Kadın, içine sokmak istercesine sarılmak istedi ona. Anlattıkları bir süre sonra arkadan akan jenerik gibi oluyordu zira. Dakikalarca saatlerce gözleri birbirlerindeydi. Kadın, adamı bir daha göremeyeceğini biliyordu. Gözlerini, sesini hatta her bir tavrını unutmamaya kararlıydı. Adam… Onu anlamak, kadın için, kendini anlamaktan daha zordu. Çünkü güzel gülüşlüydü. Güzel gülüşün güzel bir kalbe sahip olmak olmadığını çoktan öğrenmişti kadın. Bu edalara yenilmezdi. Yenilirdi. Yine yenilir ve kendine gelmesi için aynaya bakması yeterdi.

Geceye dönüşü, kadının tedbirsiz tavırlarını anlatarak yapmak istiyorum. Otururken kaya kaya terasın köşesine geldiler. Elleri adamın kıvırcık saçları arasında dolanıyordu. Onun olan kıvırcık saçların arasında. Yani kadının ama aslında adamın. Belki de adamın ve kadının… Saçların içinden süzülerek yüzüne inen elleri, yüzde gezerken titrediğini unutmuş olmalıydı. Her detayına dokunuyordu çünkü. Seyrek sakallarına, ortada düzleşen çenesine, oradan tekrar kıvırcıklarına. Adam ara ara cebini yokluyor, eski bir cüzdan içinden birazı kurumuş tütününü çıkarıyor, ince kağıdına sarıyordu. Bunu anlattıklarına ara vere vere yapıyordu. Ezbereydi. Bazen bakmadan, kadından ayırmadan gözlerini, çoktan birini sarmış oluyordu. Kadına da ikram etti. Buluşmaya bir şahit de o yanan tütündür.

Baktı adama, gülümsedi ve cevabını bildiği bir soruyu sormak için gecikmedi:
-Bir daha görüşecek miyiz?
Adam, “Elbette,” dedi. “Elbette görüşeceğiz.”

Ayaklandılar. Terasın kimsenin görmediği yerine götürdü kadın onu. Gayesi, sarılacak olan yüzünü saklamaktı, daha ani bir yakınlaşmaydı. Ancak sadece kokusuz boynunu öpebildi adamın. Uzun kollarını, omzunda şiddetle hissettiğinde söylemekten utanmadı:
-Seni özleyeceğim.

ruh özlem can canım teras

Yorumlar

Yorum yazabilmek için yapmalısın.