Elif Çalık

Hikaye

Deniz Bekçisi

31 Ekim 2021 - 09:05

Elif Çalık

3 dk.

Günün yorgunluğunu unutayım diye geldiğim deniz kenarında, kokuşmuş bir cesedi karaya satmak için pazarlık yaparken yakalıyorum dalgaları ve burnuma dolan sahipsizliğin kokusu, içimdeki çürümüşlüğe sahip çıkmak ister gibi beni de çekiyor bu kargaşaya. Bir cesede sahip çıktı diye asla nefret etmediğim denizden, ondan kurtulmak istedi diye uzaklaştığımda ikiyüzlülüğüm, iki kaşık suda can buluyor ve maviliği başka bir yerde yeniden sevmek için martılarla birlikte yolunu gözlediğimiz et yığınını unutuyorum. 

 

Arkamı dönüp gittim diye ne martılar utanırdı benden ne de deniz… Fakat her şeyde inatla bir parça utanç arayıp da tek zerresini bile ziyan etmeden hepsini üzerimde topladığım için günden güne asıl utanç kaynağından uzaklaşıyordum. Denizin sonsuzluğa bürünen sessizliğini dalgalar kabul eder mi diye düşünürken bile, ikisinin arasındaki savaşı kızıştıran rüzgâr adına ben utanıyordum. Kara ile denizin savaşından ceset toplamak için kendimi taşlı bir sahilde bulduğumda, bedenimin daima zihnimden intikam almak istemesi normaldi, biliyordum. Pek çok şeyi biliyordum fakat az önce tam da üzerimde duran dolunayın birden kaybolmasındaki sebebin ne olduğunu asla bilemezdim. İzlemek belki ona da zor gelmiştir diye burnuma yeni bir utancın kokusu gelirken ona pişman olacağını söyleyemediğime üzülüyorum. Gözlerini üzerimden ayırdığı için pişman olacağını, en doğru zamanda ona söylemeliydim ya da belki derin derin en uzak yüzüne bakıp seni pişman edeceğim demeliydim. 

 

Ayaklarıma değmesine izin verdiğim her damla, kirpiklerimle oyun oynamasına izin verdiğim her esinti ve canımı acıtmasına ses etmediğim her çakıl taşı… Bir gün zihnimde sakladığım denizlerin bu dünyada bile var olamayacak kadar güzel olduğunu öğrendiklerinde, gözlerimi sımsıkı yummuş bir şekilde, burnuma zafer kokusunun dolmasına izin vereceğim ve martılar doğacak ellerimden. Üzerlerine sinmiş deniz kokusu yüzünden peşlerine takılan martılardan kurtulamayan damlalar, esintiler ve çakıl taşları… Nefes alırken kokuşmanın ne demek olduğunu o zaman öğrenecekler ve sessizlik mezar olmaktan kurtulacak. Uçmanın sessizliğini kelebeklerden, nefes almanın sessizliğini çiçeklerden öğrenmek için "zaman" olduğu yerde kalacak ve gökyüzü dışarıdaki karanlığı daha fazla saklamayı bırakıp yırtılmaya başlayacak. Var olmanın karanlığını, güneşin önünde ve yıldız olmanın karanlığını, uzayın derinliğinde öğrenmek için ise "zaman" yine yaşama geri dönecek. Derken ömürler birbirinin peşine takılıp nefes aldığı yerden oyuna dâhil olacak. Zihnim, var olduğu için yaşayan ruhların peşine birer martı takıp yırtılan gökyüzünden ölüme yürümeleri için onları cesaretlendirecek ve sonra hiç ölmemiş gibi nefes almayı bırakacak. 

deniz ölüm hikaye zaman ceset