Can Cafcav

Şiir

İki Yaralı

07 Aralık 2019 - 20:00

Can Cafcav

2 dk.

Ah İstanbul,
Kabuğunda güzelsin hoşsun, duvar arkasında makyajı akmış bir çirkin.
Sen savaş alanına dönmüş bir ruhsun; ben, tek başıma dünyaların öldüğü bir cenk...
Geldim,
günümü gördüm,
ayrılığı yenemedim.
Nasıl beceriyoruz bilmiyorum, bu kadar kan kaybıyla ayakta kalmayı.
Gerçi ne sen şehirsin tüm insanlara huzur saçan
Ne ben bir bedenim kendi içinde durulan.
Anlıyorum;
Şehir değil her beton yığını, can değil her et.

Ah sevdiğim,
Burası iyiden iyiye sonbahar. Ve ben birazım, her gün biraz daha az.
Yağmur yağıyor her gün. Havalar gittiğin günden farklı değil.
Sen, seni uğurladığını sanmıştın göğün ama asıl bana ağlıyor gibi…

***

Benim yaşama bakışım mı kara yoksa İstanbul’un basması mı karanlık?
Gri peçeye bulamışlar müteahhitler tarikatında. Müridi çok.
Ben ise en büyük kâfiriyim bu şehrin.

Yarım yamalak her şey. Yaşadıklarımız, bu hayat, bu insanlar, oradaki insanlar, sen, ben, belki de biz…
Hepimiz bir tutamız.
Mesela dudağımdaki tebessüm hep bir yarım. Karnım hep biraz aç. Konuştuklarım seni saklamak için sahteleşiyor.
Ruhumdaki huzurun lastiği biraz inmiş.
Ara sıra mutlu oluyorsa da ruhum,
Kıyıda köşede hep bir kaygı saklanıyor. Hep bir kuşku…
Ya da koca bir dert oturuyor yürekte dokuz köy ağası gibi.

Kim tumturaklı huzurlu ki? Kim mutlu ruhunun her köşesinde?
Benim ruhumun sokaklarındaki çocukların topu patlamış.
Sizinkinde Allah bilir hangi dert volta atıyor.
Hayal kırıklıklarının alçısı olur muymuş hiç?
Yitirilenler geri gelir miymiş?
Köşe başında bekleyen eli bıçaklı sorular…
Sevse de kavuşsa da ayrı kalsa da,
İnsan tamamlanamayan bir müsvedde gibime geliyor.

(2018)

yağmur sonbahar huzur gitmek karanlık hüzün istanbul mutluluk gri beton

Yorumlar

Yorum yazabilmek için yapmalısın.