Can Cafcav

Anı/Günlük

Bin Bir Gece Yalnızlıkları - Ali'nin Şiirleri

13 Ocak 2021 - 23:19

Can Cafcav

6 dk.

Ali’nin şiirlerini gün yüzüne çıkarma vakti geldi. Fakat şiirleri açığa çıkarmadan evvel, yıllar sonra yeniden şiir yazmaya başlamasını anlatmam gerek.

 

Siyasi suçlu olarak yargılandığından, işkence gördüğünden ve şiire küstüğünden bir önceki yazıda bahsetmiştim. Yıllarca ağzına devrime dair bir şey almıyor. Yıllarca siyasete dair hiçbir şey sokmuyor yaşamına. Artık devirmekle uğraşmayıp sövüp geçiyor.  Damdaki ineklerle, bahçedeki bitkilerle ve tarladaki ekinlerle ilgileniyor sadece. Ta ki Kemal kapısını çalana kadar…

 

Devlete ait bir örgüt tarafından öldürülmek istenmiş Kemal. Ezkaza paketlemiş herifi. Ali’nin kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde yaşadığını bildiği için, peşine daha fazla eleman takarlar diye eski dostunun yanına gelmiş. Herifi sorgulamak, neden öldürülmek istendiğini öğrenmek ve -hepsinden önemlisi- bundan sonra can güvenliğinin olup olmadığını öğrenmek istemiş. Fakat tüm bunlar Ali için eski yaraların yeniden deşilmesi demek. Hatta örgüt tarafından yakalanırlarsa yıllardır etkisinden çıkamadığı işkencelerin yenilerini tatması demek. Bu yüzden kabul etmek istemiyor aslında fakat yıllardır yalnızlığın pençesinde can çekiştiğini fark ediyor. Kemal ile birkaç saat vakit geçirmek bile iyi geliyor ona.

 

Yıllardır bir selamı esirgiyor ondan köy ahalisi. Yıllardır kapısını çalan yok. Yalnızlık korkusu ağır gelen Ali hiçbir yere göndermiyor Kemal’i. Tarlasında eski bir çergi var. Oraya götürüyorlar lavuğu. Kemal adamı sorguluyor günlerce. Adamın başında yatıp kalkıyor. Ali ise erzak götürüyor onlara.

 

Kemal ile konuşuyorlar bol bol. Hâlâ şiir yazıp yazmadığını soruyor Kemal. "Eskiden pek güzel yazardın." diyor. O işlerden geçtiğini anlatıyor Ali. 

"Şiir miir yok artık. O eski duygusal Ali yok. Duygularımın ırzına geçtiler..." diyor.

 

Kemalden ayrılıp da evine geldiğinde eski günleri hatırlamaya başlıyor. İçinde kaynadığı anları değil de düşündükçe ferahladığı anları... Üniversitedeyken düzenlediği şiir günlerini, insanların ona duyduğu saygıyı, takdir etmelerini ve Zuhal’i… İlk defa kanatmıyor geçmiş. İçinde buruk bir sevinç duyuyor. Davasına olan inancından ötürü içinde duyduğu haklılığı ve güveni de hatırlıyor. Nasıl da dünyayı kucaklayacakmış gibiydi ruhu? Nasıl da tertemiz duygular beslerdi yüreği?

 

O güzel anıların hatırına yeniden aldı kalemi eline. Belki, yeniden ferahlardı ruhu. Fakat o eski masum Ali değildi artık. O bambaşka biriydi. Zuhal’e tertemiz bir aşk besleyen Ali değildi. O, işkenceye dayanamayıp Zuhal’in ağabeyinin adını polise veren kişiydi. O yıllardır düşünceleri uğruna halk tarafından dışlanan kişiydi. O, karanlık ve havasız odalarda kıçına cop sokulan kişiydi. O, içinden fare pisliği çıkan yemeği aç olduğu için öğüre öğüre yiyen kişiydi.

 

Şiirle birlikte eski hisleri yeniden mahvetti kendisini. Vardı Kemal’in yanına. Kavga etti kendisiyle. Halının altına süpürdüklerini gün yüzüne çıkarttığı için... Eski yaraları yeniden deştiği için... Başını belaya sokacağı için...

 

Kemal’in ne diyeceğini beklemeden bitirdi kavgayı, hışımla eve geldi. Masanın üzerindeki kağıdı gördü. Oturup şu şiiri yazdı:

 

Hiçbir şey yemediğim halde,

Kovuldum cennetten.

Kör bir kuyudayım şimdi,

İsmine ömür denen.

 

Üstelik adım Yusuf da değil.

  

Kanadı kırık kuşlar bile

Göçtü benden uzağa

Yalnızlık diyarının

En zenginiyim

 

Üstelik adım Karun da değil.

 

Geçmişimin her yanı yırtık sökük

Gelecek bir türlü oturmaz üzerime.

Bugünler üzerime dünden daha küçük

Sersefil yaşıyorum sefil bir beden içinde.

 

Üstelik adım Diyojen de değil.

 

Dün öldüm, bugüne gömüldüm.

Kendim dâhil hiçbir şey bilemedim.

Acı hakikatmiş, dertler ömür

Ali’nin tüm kahrını ben çektim.

 

Artık adım Ali de değil.

 

Şiiri bittikten sonra pişman oluyor Ali dediklerinden. Kemal’in hatası değil çünkü yaşananlar. Darbeyi Kemal yapmadı. İşkenceleri o yapmadı. O canının derdine düşmüş birisi sadece. Yaralı domuz gibi sağa sola saldırdığı için hicap duydu Ali. Çergiye gitmek için yola koyuldu hemen. Kemal’den özür dileyecekti. Dışarı çıktığında bir araba gördü köyün çıkışına doğru giden. Cız etti içi. Koştu arkasından yetişmeye çalıştı. Fakat artık çok geçti. Kemal, arkasında toz duman bırakarak çekip gitmişti.

 

Nefret etti kendisinden. Akşama kadar ne yapacağını bilemedi. Çergiye vardı belki yanlış görmüşümdür diyerek. Bomboştu. Arkadaşının canından olmasına sebep olacaktı belki de. Gündüzü gece, gecesi gündüz olmadı. Numarası yoktu arayacak, evi yoktu varacak. Tedirgindi. Defterin başında buldu gene kendini. Şu şiiri yazdı:

 

Dünyanın sustuğu insanlarız biz.

Yitik bir gençliğin üzerine kurulmuş iki kırışık beden…

Yaralı bir yürek ne kadar izin verirse o kadar yaşıyoruz.

Dünyanın sustuğu insanlarız biz.

Kazanmayı bilmez, varını yoğunu kaybeden…

 

Ne kadar toplarsan topla

Bir elin parmağını geçmez ömrüm.

Ne yaşadım bugüne kadar

Acıdan gayrı ne gördüm?

Yüreğimde yunmaz kirler,

Çözülmez oldum düğüm düğüm.

Neremden tutsam elimde kalıyorum,

Yalnızlığıma kurşun sıkacak bir dostum vardı,

Onun da gidişini gördüm.

 

İşte bu noktadan sonrasını yazamadım. Romanı yazmaya başlamadan evvel bu noktadan sonra kafamdaki kurgu şu şekildeydi: Kemal öldürülmek istendiği için kin dolar. Ve karşı harekete geçmek ister. İnsanların hala düşüncelerinden ötürü yargılanmasını, öldürülmesini kaldıramaz. Ve artık altmış yaşına gelmektedirler. Ölmeden evvel yapmak istediklerini yapması için son zamanlardır. Ali de yalnızlıktan korktuğu için desteğini sunar Kemal’e. Devrime inandığı için değildir. Kemal’in dostluğuna muhtaç olduğu içindir.

 

Günümüzde bir devrim nasıl yapılabilir, onu planlamaya başlarlar. Gerçekleştirebilirler mi gerçekleştiremezler mi bilinmez. Oraya kadar yazamadım da düşünemedim de.

 

İkisinin ayrıldığı yerde yarım kaldı roman. Nedense bir daha oturamadım başına. Kurgunun ilerisini de düşünemedim. Bu yarım kalmışlığın üzerine sadece Ali’den bir şiir ekleyebildim dosyaya:

 

Karanlık odalarda geçtiyse gençliğim,

Kırdılarsa kalemimi, şiirlerimi ıslattılarsa leş sularla,

Saplık ütülemek için yaktılarsa kitaplarımı çekinmeden,

Nasıl gülsün ihtiyar bedenim?

Nasıl huzur dolsun kırışık ruhuma?

 

Yüreğim sızlıyor. Kaybettiler beni. Çaldılar ellerimden.

Savurdular bulamayacağım bir yere.

Bir namlu soktular şakağımdan.

Kurşun sıkıyor her “gün”.

Ölmek,

Nefes alırken de mümkün.

şiir yalnızlık kaçış sorgu ölüm korkusu ihtiyarlık dostlukuk

Bölümler

Bu içeriğin diğer bölümlerine de bakmak isteyebilirsin.