Burak Acar

Deneme

Kısa Kesilmiş Saçlar

Kütüphane Eseri

22 Temmuz 2021 - 19:23

Burak Acar

4 dk.

Erişilebilir İçerik

Bu içeriği dinleyebilir veya dinletebilirsin.

Saçlarımı kısa kestirdiğime pişman olduğumu haykırdım gökyüzüne doğru, ağzım kar tanelerinin işgaline uğruyordu. Bembeyaz bir örtüye bürünmüştüm. Ne kefen giymeye hazırdı bu genç bedenim ne de gelinliğin ağırlığını taşıyabilirdim. Soğuk, o kadar bozmuştu ki düşüncelerimi, "Ölsem bedenimi bu havada gömecek birisini bulamam." dedim. Sevindim sonra, o kadar soğuktu ki ölsem kokmadan günlerce güzel gözükebilirdim, minnet eyledim.

 

Şemsiyenin rüzgâra karşı olan savaşını kaybetmesi bastırmıştı bu düğün davetiyelerini. Dünya savaşında Almanya yüzünden yenilen Osmanlı gibiydim, gerici bir düşünceyle ilerlemeye çalışan soğuk bir et yığını. Yemin ederim ki daha güçlü şemsiyeler seveceğim, "Benim için rüzgârı yen," diyeceğim. "Rüzgârı yen; çeyize gerek yok, ölümü yen tabuta gerek yok." Ölmek yürürlüğe girmezdi üstüne kar düşmeyen bir beden için, sevmek ne anlama gelir, bilinmezdi. Kar değmemiş bir tenin hayatına "Yaşanmış." denilmezdi. Kulaklarım kıpkırmızı olmuştu, burnum boyun eğdikten hemen sonra. Kafamın içinden boş edebi cümleler geçerken insanların üşürken bu kadar aptal olmayacaklarını düşündüm, kırmızı kulaklı bir aptaldım. Kulağımı göremiyordum aslına bakılırsa; tahminlerim de tutmazdı ama kırmızı kulaklar bana yakışırdı. Kulaklığımdan gelen titreşimler romantizm seviyemi arttırsa da bu havada mutlu olamıyordum. Yanımdan geçen arabalar nefret ateşime odun atıyorlardı. Cama başını dayamış; sıcak evinde kar yağışını izleyen gözleri, kartopu oynamaya çıkmış çiftleri kıskanıyordum. Şikâyet ettiğim şey, soğuk değildi aslında; istemesem de ısınamayacak olmamdı. Güneş açsa da kar yağmayı bırakıp tatile çıksa da ısınamayacak olmam. Isınmak için hava durumuna ihtiyacım yoktu, kalbimdeki buzu cehennem ateşine atsam erimez, güneşe yaklaştırsam ısınmazdı.

 

Terk edilmiş, hor görülmüş bir şekilde sokaklarda dolanıp duruyordum. Saçlarımın kısalığı bir erkeğe döndürmüştü beni, utanmıyordum. Kadın gibi görünürken de beğenen olmamıştı zaten. Kadın gibi görünmek. Cinsiyetin, dış görünüş ile bağlantısını kurmaya çalıştım bir süre, kuramadım. Kendisini dış görünüşten ibaret sananlara laf etmeye başladım, sövdüm bolca. Otosansürü olmayan, küfürbaz ama kibar bir kadındım; ellerim, parmaklarımı dışarıda bırakan eldivenin içerisinde kırmızı beyaz bir hale bürünmüşken. Ben ruhu sizden güzel birisiyim ve 3 farklı yarışmadan dereceli iyiliğim, hayır duası bol olan ama cennet kavramına inanmayan bir ayyaşın sözleriyle size ışık tutacağım. Güzellikleri görmeyen kör gözlerinizden korkuma, körkütük geçiyorum buradan. Bankların üstünde yatan kimseler yok, "herkesin bir evi var" düşüncesi, tahtakuruları tarafından beynime nüfuz ediyor. "Bir evi olması insanın, bir yere ait olması mutlu hissettiriyordur," diyorum. Kendimi ait hissettiğim hiçbir yer olmuyor, bu saçları kısa, kırmızı burunlu beden, bana dar geliyor. Ayakkabılarımın içine giren kar taneleri eriyor zamanla; yürümeye devam ediyorum, ıslak ıslak. Hey, ben bu şarkıyı seviyorum, sizin gibi. Ben de sizin gibi olmak istiyorum. Sol elimi uzatıp başparmağımla arabaları durdurmaya çalışıyorum, durmuyorlar. Peşlerinden orta parmağımı kaldırıyorum; karnım aç ancak ağzımın içinden sadece pis kokular çıkmıyor. Kabanımın üstü beyaz, ruhum üzeriyse gri; gri de güzel bir renk değil mi? 

 

Fark edin beni artık, ben sıra dışı bir normalim. Sizin gibi sessizliğe boyun eğmek yerine, kendimi kimsesiz gürültülere hapsettim. Ben de sevmek istiyorum, sadece sevmek. Acı çekmenin binbir türlü haliyle rastlaştım bu genç yaşımda ama hep söylemiş ya büyükler, "En büyüğü, aşk acısıdır." diye. Acınızı esirgemeyin bari benden. Kininiz gibi nefretiniz gibi onu da paylaşın, üzülmem. Ben acı çekenlerin muhtarıyım. Son seçimde sıfır oy alarak kazandım bu yarışı. Kendisine oy atmaya ikna edemediğim bedenimle beraber bu görevi sürdürüyorum. Mahallemin hiçbir sokağı denize çıkmıyor, hiçbir kapı ben çaldığımda açılmıyor. Hırsızlar, tecavüzcüler ve katiller kol geziyor sokaklarımızda. Herkes, herkese aynı yalanı söylüyor; bir hapishanenin içinde mahsur kalmış ruhlarız biz ve burası, Alcatraz’dan çok daha iyi korunuyor. Üstelik buradaki kimse için birileri kendisini feda etmiyor. Zaman ne kadar yavaş akıyor kar yağarken. Çatıların beyazlığı, "3 saat oldu." diyor bana ama gerçekler, 30 dakikadan biraz fazlasını gösteriyor. Belki saçlarımı kısa kesmeseydi kuaför, üşümezdim.

deneme yalnızlık edebiyat sorgulama kar