Burak Acar

Düşünceler

Güzel Olan Her Şey Yarım Kalır

16 Eylül 2021 - 19:23

Burak Acar

5 dk.

Kafenin en ücra köşesinde ellerini başında birleştirmiş ekrana bakıyordu. Etrafında dönen kalabalığı umursamaz bir vaziyette kulağından ruhuna akan müziğin sesiyle huzur bulmuş durumdaydı. Bu huzur bulmuş saf bedenin dışarıdan bakanlara ilham verdiğinden haberi hiç yoktu. Sanki bugüne kadar kimse gözlerine ona çevirmemiş, güzel olduğunu hiç kimseden duymamış, kimse hakkında tek kelime etmemiş gibiydi. Alışveriş merkezi içerisinde yürüyenlerin baktığı ışık olmuştu pek haberi olmadan. Gözlerinizi alıp işinize odaklanmanızı engelleyen bu güzel kadın yanına gidip konuşma cesareti gösterecek insanlar belirdiğinde telefonla konuşmaya başlıyor veya bilgisayar üzerinden bir görüşmeye giriyordu, etrafındaki dünyayı zerre umursamayan, sadece ondan oluşan bir evrende gibiydi.

 

Siyahlara boyalı kafenin rengini açan, müşterilerle dolmasını sağlayan bu kadının adı neydi acaba? Bir prenses adı ona yakışırdı ama o kadar saf ve temiz gözüküyordu ki bu ismi kabul etmezmiş gibi geliyordu bakanlara. Bir çizgi film karakteri, bir masal kahramanı falan olmalıydı, gerçek olması mümkün değildi başka türlü. Dünyanın en iyi yazarının yazdığı en güzel kadın karakter; filmi çekilmek istenen ama oynayacak kadar güzel kimse bulunamayan bir romanda geçmeliydi adı. Animasyon filmlerinde önceden çizilmiş tüm kadın karakterlerin hayatlarına onun doğuşu son verirdi. Bir kitap içerisinde onu betimleyen üç beş kelime dökülse kağıtlara çok satan kitapların bir daha okunmadığı, Nazım’a küfürler edilen, Cemal Süreya’nın aşk bilgisine güvenilmeyen bir çağ başlardı. Ağaçlar onun yazıldığı kağıtlarda can bulmak için ormanları yok ediyor.

 

Fatih görse fethettiği tüm şehirlere ismini verirdi. Kendini kaybeden bir âciz kulun üç masa uzaktan haykırışlarını asla bilemeyecek olması dışında bu prensesin veya en güzel sıfat ne ise onunla anılması gerekenin hayatında tek bir şey değişmeyecekti.

 

Meryem görse İsa yerine bu benim çocuğum olsaymış keşke diyecek kadar güzel kadının adını Leyla koymak geçiyor içimden, kaderi kavuşamamak olan tüm aşkların başrolüne Leyla diyen bendeniz bir garip Mecnun, uğruna uykularımdan olacağım, şiirler, resimler, heykeller ve bu güzelliği anlatmak için gerekecek tüm sanat dallarına gireceğim ve kusura bakmayın hanımefendiler artık size bir isim değil, bir kelimelik bile değer vermeyeceğim.

 

Ne iş yapıyor acaba? Bilgisayara bakıp düşünüp birtakım tuşlara basıyor yalnızca, cahilliğin bana verdiği cüretle yanına gitmek istesem de kalbim dayanmaz gibi geliyor, ellerimi kenetliyorum, bilgisayarımın klavyesini kullanarak güzelliğini betimlemeye çalışırken bilgisayarım güzelleşiyor, adını bile bilmeden benim hayatıma artılar katıyor, uzaktan kaliteli bir teşekkür sunuyorum, kabul edermişçesine basıyor yeniden tuşlara. Rica edilişimin mutluluğu ile ısıtıyorum içimi.

 

Kim arıyor bu kadar acaba? Meraklardan merak beğeniyorum, hiçbirisi hoşuma gitmiyor. Kötü düşünceleri uzaklaştırmaya çalışsam da bir prensi olduğu fikri aklımın bir köşesinden hiç çıkmıyor, bu kadar güzel bir canlının doğada yalnız olma ihtimali Allah’ın bile izin vermeyeceği bir şeydir diye düşünüyorum.

 

Güzelliğini anlatmak için bir yöntem daha buluyorum; dünyanın en çirkin insanıyla evlenip bir çocuk sahibi olsa bile doğacak çocuk dünyaya gelmiş en güzel ikinci çocuk olacaktır.  

 

Kendime neden bu kötülüğü yapıyorum acaba? Yaklaşık doksan yedi dakika önce bu kafeye oturup bilgisayarımı açıp çalışmaya başlama kararı almıştım ama bana darbe yapıldı. Hatta darbe sayılmaz bile, kalelerde bayraklar kendi kendilerine yarıya kadar indi, kendime neden bunu yapıyorum anlamak zor ancak aşk denilen boktan hislere kapılıyorum, akıntısında sürüklendiğim kadının benden haberi bile yokken ben onun uğruna hayaller kurup gemiler kaldırıyorum, kendine gel salak kafa uğruna ölünebilecek bir insan yoktur bu dünyada, "O insan değil." diyerek kendi kendimle çelişiyorum. Bugünün tarihini üzerinden atlamayı düşündüğüm köprülere veriyorum.

  

Bu kadar güzel olmak yasaklanmalı Allah’ım, bunu hiç dua bilmeyen, günahkâr bir insan olarak en saf duygularımla diliyorum senden, haksızlık bu, sadece bana değil sana bile haksızlık yapıyor. Bu kadar güzel bir insanı yaratıp geri kalan insanlara özenmediğini düşündürüyor, bu günahımı ona yazarsan sevinirim, zaten meleklerin cehenneme gitme ihtimali bayağı düşük oluyor.

 

522 kelime yazmışım hakkında, bir 522 bin daha yazabilirim hiç sıkılmadan ama korkuyorum, karşısındaki sandalyenin dolma ihtimalini, dolduğunu görme fikri beni öldürmeden bu kafeden gitme kararı alıyorum, derebeyleri bayrakları yerine çekiyor, o kadar da güzel değil sadece "ben salağım" fikirleri beynime pompalanıyor, kendi kendimi manipüle ederek güzel olmadığına inanmaya çalışıyorum. Kazanamayacağı savaşlara giren gereksiz cesur savaşçılar gibiyim, ilk adımı ben atıp o gitmeden gitmeliyim, aşkımdan bitmeden aşkımı bitirmeliyim.

 

Elveda Leyla, Şirin ve tüm güzel isimleri hak eden kadın, seni daha çok sevmemek için senden kaçan Ferhat’ın senin uğruna döktüğü son yaşlar bunlar, elveda.

aşk acz elveda