Beyza Bayraktar

Deneme

Tarihsiz

Kütüphane Eseri

22 Haziran 2021 - 19:23

Beyza Bayraktar

4 dk.

Erişilebilir İçerik

Bu içeriği dinleyebilir veya dinletebilirsin.

Ter kokuyor eski kitaplar.


Çok da rahatsız etmediğine karar verdim sigaranın bugün beni. Yanlış ellerdeki sigaraların dumanıdır belki de kaşlarımı çattıran. Bazı değerli kelimelerin ağızdan çıkması için gereken hava, kirlenebilirdi belki. Belki…


Kalemim kayıp sonra... Onsuz yazamayacağımı düşünmüştüm, yazıyorum oysa. Yazmak denirse tabii buna. Önümde yarım bırakılmış düzinelerce kitap, yanımda onlarca plak arasından sadece ikisini dinlediğim pikabım. "Top Gun, Take my breath away": Birinci yüzdeki son parça. Kalkıp birazdan tersini döndürmem gerekecek. Biliyorum. Ama sanki hiç durmayacakmış, sonsuzluğa "Top Gun" ile ulaşacakmışım gibi. Düşüncesi bile sırıtmama sebep oluyor. Yutamadığın bir kırmızı şarap yudumu gibi diye düşünüyorum: Dilinin üzerinde sonsuzluğa ulaşan, gittikçe acılaşan, gittikçe şaraplaşan... Ölmeye yatan Aysel’i düşünüyorum sonra. Kutudan bakmadan aldığım çikolatanın bitter çıkışını… Hayal kırıklığı yaşamama rağmen elimi geri atmamamı kutuya. Belki yanımda dönüp duran Hollywood romantik şarkılarının derlendiği plağın bununla ilgisi vardır.


"Âşık olunca," diyorum, "belki de ondan rahatsız olmuyorumdur sigaradan." "Aşk…" Tekrarlıyorum sırıtarak. Alfabedeki en çok aşınmış 3 harf... "Bugün de âşık oldum mesela." diyorum kendi kendime küçümseyerek. Neyi küçümsediğimi bilmeden hem de. Kendimi mi yoksa dudaklarımdan dökülüp de havayla temas etmesinden gocunduğum tek heceli kelimeyi mi? "Hem de uzun süredir olmadığı kadar hızlı vuruldum." diyorum. Hem de yüzünü hiç görmememe rağmen... Sesini bile duymadan... Arkası dönüktü bana. Bankta, binalara karşı oturuyordu. Bir elinde sigara, bakıyordu. "Uzun süredir," dedim, "görmemiştim bacalara bakanı. Kıpırtısız..."


Gözüm dalıyor pencereden dışarı. Kar yağıyor. En uzakta kar bulutunun ardında seçebildiğim silüet, bir plazaya ait sanırım. Plaza… Bu kelimeyi iki dakikadır arıyorum, bu aralar pek de kurcalamaya fırsat bulamadığım belleğimde. Pek şatafatlı gelmiyor ama şimdi bulup çıkartınca... Ödünç almışım gibi kelimeyi. Bana ait değilmiş sanki de yapmam gereken tek şey, üzerine bir şey dökmemeye dikkat etmekmiş gibi. "Şarap lekesi zor çıkar ama kahve lekesine alışkınım." diyorum. Onlar da anlayacaklardır elbet. Görünmez kaza… Olur bazen karlı günlerde. Güvercinlerle beraber izliyorum düşen karı. Ben mi önce gideceğim güvercinler mi? Belki beraber gideriz, kim bilir... Gittiğim yerde güvercinlerden bol bir şey yok ne de olsa. Kar da var hem orda. Gri de düşse kar da yağar. Farklı bir gri de olsa gri gridir. Öyleydi bir zamanlar en azından. Ama plazalar... Baktığım yerden pek de büyük gözükmüyor şimdi gözüme.


Kar temizlerdi eskiden her şeyi halbuki. Ne oldu böyle? Kaç senedir düşen ilk kar zaten, bu da tutmuyor. Duvarların rengini değiştirdik diye mi acaba? Nil yeşili yaz rengidir halbuki ama altmış dokuz kışında alınmış eski kitapların da biraz hatırı olmalı diye düşünüyorum. Hani şu dantel perdelerin yanında, sıra sıra dizilmiş olanlar. Onlar tatlı kokuyor.


Kahve yapıyorum kendime ama içmiyorum daha, önümde duruyor. Çok açık olmuş rengi. Her zamanki gibi "Kahveyi az koyduğumdan." diyorum. Saçlarının rengi... Akşamüstü pencereden girer ya hani minik altın huzmeler, kar toplayan güneşin kolları değer ya saçına... O renk işte. Açık kahve. Lavanta kokuyordu koyarken fincana. Anlıyorum neden sonra. Hani o kurutulmuş lavanta ufalardı ya sütüne, kahveye koymadan… Anneannesinin başucundan gelme lavantaları… Arkada Julie London çalardı sanki istisnasız. Belki de mırıldanırdı sadece. Hatırlayamıyorum şimdi. Ama elbet oradan kalmış olsa gerek bu koku.


Yıllardır bekliyorum karın yağmasını. Şimdiyse beklediğim gelmiş de ben, çoktan çayımın son yudumunu bardağın dibinde bırakıp da kalkmışım gibi... Sanki ilk kar tanesi, çoktan soğumuş bardağın içine düşmüş de yeni gelen müşteri, garsona masanın toplanması için sabırsızca el etmiş gibi. Belki de daha da önce kalkmışımdır. İlk izmaritimi bırakacağım bir kül tablası bulmaya gitmişimdir. Belki de üşümüşümdür sadece.


Plak yavaşça duruyor, iğnesi zarif bir hareketle yerine yerleşiyor pikabın. Üstündeki yazı şimdi rahatça okunuyor. Ben görmüyorum. Bacalara karşı oturuşların, kahverengi saçlara düşen kış güneşinin, lavanta tarlalarının, kahve lekelerinin, insan kokulu eski kitapların, güvercinlerin, tütünün ve ince ince yağan karın ülkesindeyim.

gece dergi ilk yazı deneme deneme yazıları bilinç adalet ağaoğlu bilinç akışı